aynalar kırılsın,
biliyorum rengimi.
prangalar kırılsın,
siliyorum mazimi.
Yemini papazlara ve korkaklara bıraktım,
nihai kararı kendimde buldum.
aynalar kırılsın,
biliyorum rengimi.
prangalar kırılsın,
siliyorum mazimi.
Yemini papazlara ve korkaklara bıraktım,
nihai kararı kendimde buldum.
Yokluktan herkesin az çok hissesi oluyor. İnsan az da olsa 'yokluklardan' bir şekilde ders alıyor.
Bu ders bazen çok acı olduğundan gerektir, eskimeyenler boşuna dememişler: 'Allah yoklukla imtihan etmesin diye.' Çünkü insan yokluklar esnasında epey bir zorlanıyor. Sınanıyor.
Paranın yokluğu, sevginin yokluğu, sağlığın yokluğu ve de nimetin yokluğu insana bir şekilde ağır geliyor. Bu yokluklar bazen geri gelmeyecek yaralar açıp gidiyor.
Korona günlerinde bu yaraları ziyadesiyle hissediyoruz.
Hissediyoruz ama ne kadar idrak ediyoruz? İşte orası epey bir tartışılır.
Hani kul penceresinden bakıldığında olayların zahiri ve batini yani iç ve dış veya görünen ve görünmeyen nedenleri vardır ya; sanırım 'o' nokta sandığımızdan çok daha fazla önem arz ediyor.
Seri üretim yapan bir fabrikanın on binlerce ürünü içinden sadece bir tanesinde bile küçücük bir kusur olsa neredeyse fabrikanın tüm mühendisleri o kusurun nedenleri için çok detaylı bir çalışmaya girer. Bir an önce o kusurun asıl nedenlerini bulmak isterler. Çünkü o kusur ileriki günlerde daha büyük ve telafisi olmayan hatalar doğurabilir. Herkes oradaki kusurun bulunması konusundaki çalışmalara önem verir ve saygı gösterir. Bu olması gerekendir. Böyle bir durumda kimse oturup beklemez. Bir an önce normale dönmek ister. Hatta oturan olursa ayıplanır. Daha da ötesi işten bile kovulur.
Günümüz dünyasında otomasyon içinde yer alan herkes kusurun düzeltilmesinin önemini bilir. Kusur yokmuş gibi davranılamaz.
İnsan bir cıvatadan, bir kibritten daha mı az önemlidir ki başına gelen musibetlere, kazalara, hastalıklara karşı bu kadar ilgisiz kalır. Her şeyi zamanın çözmesini bekler. Ya da her şeyi kadere havale eder. Veya felaketleri hemencecik günahlara ceza olarak görür ve pasif bir teslimiyeti kaçış görür ya da işi tümden tabiata atar ve kendisini Sahipsiz, amaçsız görme garabetine düşer.
Bugün bozduğumuz dünyanın bedenimizde açtığı hastalıklardan ziyade ruhumuzda açtığı marazlara dikkatimizi vermeliyiz.
İnsan saç telleri ve göz yaşlarından oluşuyor,
Ve insana ait her şey gibi onlar da toprağa düşüyor.
Ve insan ne kadar yaşarsa yaşasın,
Hayatı bir türlü öğrenemiyor.
Sanırım asıl acizliğimiz: 'bu öğrenememe'.
Ve insanın bel bağladığı ne varsa,
Sadece ve sadece acı veriyor.
Çünkü onlar da insanlar gibi toprağa düşüyor.
Dünler hep toprakta,
Yarınlar yine toprağa düşecek.
Tüm sesler toprağın altında bekleşiyor,
Türlü türlü düşünceler,
Büyük hayaller çoktan toprak oldular.
* *
Anne! Elime yine kalemler düştü,
Çocukken sığındığım dualar dilime düştü,
Yaptığım bir kaç iyilik vicdanımı tutuyor,
Günahlar yine baskın, yine güçlü,
Bir de senin yokluğunu düşünmek,
Uykularımı gasp ediyor,
Odama hüzünler çöküyor.
* *
Gitme! Gitme! Ne olursun.
* *
Özlemekten yoruldum,
Mazimi avutamıyorum.
Gözlerimi susturamıyorum.
Dünler hep toprakta,
Yarınlar yine toprağa düşecek.
Bir de senin yokluğunu düşünmek,
Uykularımı gasp ediyor,
Odama hüzünler çöküyor.
* *
Ömrümü susarak geçirmek isterdim,
Sadece koklamak,
Sadece sarılmak,
Sadece bakmak isterdim.
Aşkın bedeli var,
En pahalı şey,
'Seviyorum.' kelimesi,
Bilseydim almak istemezdim.
Ama ben de kandım.
Aşkın bedeli var,
Ömrünle ödüyorsun çünkü aldıkların sende kalmıyor.
İnsan saç telleri ve göz yaşlarından oluşuyor,
Ve insana ait her şey gibi onlar da toprağa düşüyor.
Ve insan ne kadar yaşarsa yaşasın,
Hayatı bir türlü öğrenemiyor.
Dünler hep toprakta,
Yarınlar yine toprağa düşecek.
Bir de senin yokluğunu düşünmek,
Uykularımı gasp ediyor,
Odama hüzünler çöküyor.
* *
Yokluk güzel ders,
Herkesin az çok hissesi var.
Gençlik yok olur,
İnsana ait ne varsa yok olur.
Ve insan kaybettikçe ders alır.
Az da olsa öğrenir.
Varlığı, var edildiğini,
Tekrar var edileceğini az da olsa öğrenir.
Ömrümü susarak geçirmek isterdim,
Sadece koklamak,
Sadece sarılmak,
Sadece bakmak isterdim.
Aşkın bedeli var,
En pahalı şey,
'Seviyorum.' kelimesi,
Bilseydim almak istemezdim.
* *
Anne! Elime yine kalemler düştü,
Sinende aşkı, hayatı ve ölümü düşlemek ne de güzeldi.
Gözlerimi susturamıyorum,
Gideceksek beraber gidelim.
Ben yalnız başıma hiç bir yolu bulamıyorum.
Aşkın bedeli var,
En pahalı şey,
'Seviyorum.' kelimesi,
Bilseydim almak istemezdim.
* *
Boş geldi dünya bana.
* *
Usul usul yaşanır mıydı hayat?
Saatler bir 'görüşlük ömre' ya da en azından 'bir ömürlük görüşe' müsaade eder miydi?
Ya tadı?
Damağımda kalır mıydı?
İyi kötü bir ömür verdim,
Üstü sende kalsın der miydim?
* *
Elinden çok su içtim,
Alıştırmayacaktın.
Ben konuşurken gözlerime bakmayacaktın.
Herkes susup gidecekti.
Ne varsa ne yoksa içine gömecekti.
Aşkın bedeli var,
Ödedim gidiyorum.
İnsan saç telleri ve göz yaşlarından oluşuyor,
Ve insana ait her şey gibi onlar da toprağa düşüyor.
Ve insan ne kadar yaşarsa yaşasın,
Hayatı bir türlü öğrenemiyor.
2021 yılı inşaallah doya doya Kuran okuduğumuz yıl olur.
Müslümanlığın gereklerini yaptığımız,
Kulluğumuzu bulduğumuz,
Allah'a teslim olduğumuz,
Zekat verdiğimiz,
Oruç tuttuğumuz,
Hacca gittiğimiz,
Bol bol iyilikler yaptığımız,
Nazik olduğumuz,
Sakin olduğumuz bir yıl olur.
Şikayet etmediğimiz,
Kul hakkı yemediğimiz,
Halden anladığımız,
Haramsız,
Yalansız,
İftirasız bir yıl olur.
Namazları kaçırmadığımız,
Çok çalıştığımız,
İyi kitaplar okuduğumuz,
İnsanlığa faydalı işler ürettiğimiz,
Bol dualı bir yıl olur.
Peygamber Efendimizin çok anıldığı,
O'na (Sav) çok Selam yollandığı,
O'nun hoşuna gidecek işlerin yapıldığı,
İnsana yakışır bir yıl olur.
Küslüklerin bittiği,
Savaşların bittiği,
Hastalıkların bittiği,
Kavgaların bittiği bir yıl olur.
Hayatın ve ölümün manasını bulduğumuz,
Kuldan başka bir şey olmadığımız,
Kalplerin huzur,
Düşüncelerin sükun bulduğu bir yıl olur.
İsrafın olmadığı,
Kötü konuşmanın olmadığı bir yıl olur.
Allah'tan dilerim,
Diliyorum,
İnşaallah hayırlı bir yıl olur.
Biz insanlar, 'aslında biz kullar' inanmak için delillere ihtiyaç duyarız. Kalben, ruhen, fikren tatmin olmak için bu delilleri mutlaka isteriz. 'Bu' olması gerekendir. Çünkü; 'İşittik ve iman ettik.' ancak böyle olur. İşin özünde delil ihtiyacı olunca, Peygamberlerden mükemmel ve kusursuz yaşantılar bekleriz. Onların yaşantılarını kendimize bir nevi delil kabul ederiz. insanlara sorular sorarız, kitaplar okuruz ve de düşünürüz. Neticede bu delillerde sağlamlık yani kesinlik ararız. Yani hiç bir delil içinde en ufak bir şüphe barındırmamalıdır. Her gün kainatta ve kendi hayatlarımızda gördüğümüz binlerce delilden sonra ise imanımızı göstermek isteriz. İnandığını göstermek için ise inandığı gibi yaşamak yeterlidir. Herkes kendisi nasıl yaşadığını çok iyi bildiğinden dolayı, nasıl inandığını da yaşantısından kolayca tanımlayabilecektir.
Paygamber Efendimiz'den (SAV) bu yana tüm İslam alemi Kuran-ı Kerim'i Allah'ın kullarına duyurduğu şekilde uyguluyorç
Yonan felsefinde bir anlam bulamadığımız günden beri Müslüm Babayı dinliyoruz.
Hayatın merkezine karşılıksız sevgiyi aldık.
Allah'tan gelen her şeyi baş tacı yaptık.
İsyanımız olduğu doğrudur.
Ama haşa Allah'a değil;
İnsanların acımasızlığına, adaletsizliğine, saygısızlığınadır.
Bizim için ses ruhtan gelmelidir,
Ve dinleyenin hayatına değmelidir.
Su gibi, nefes gibi can vermelidir.
Yaşanmadan söylenmemeli,
Anlaşılmadan dillenmemelidir.
Ne kadar çok dinlenirse o kadar derinlere yerleşmelidir.
Çöktükçe çökmeli bedene işlemelidir,
İnsanın DNA'sına geçmelidir.
Bir mağaranın duvarlarında yansıyor gibi,
Bir mahzende titriyor gibi,
Bir dehlizde kayboluyor gibi,
Anlasana be kardeşim....
Ağlıyor gibi,
Haykırıyor gibi,
Boğazda düğümleniyor gibi insani olmalıdır.
Şehirleri de anlatmalı,
Yıldızları da tanıtmalı,
Dünyanın faniliğini,
Aşkın her türlü hünerini,
Bir insanın yaşayabileceği ne varsa hepsini anlatmalıdır.
Hayata merhaba diyebilmeli,
Ölüme gülebilmeli,
Ayrılığı sindirebilmeli,
Sevgiliyi ölümüne sevdirebilmelidir.
Epikür: 'Hayatta tesadüf yoktur.' dedi.
Müslüm Baba :'Aşk tesadüfleri sever, kader ayrılıkları, yıllar geçmeyi sever, İnsan aramayı..' dedi.
Bak daha neler dedi....
Artık günahları bırakmalıyız
Zaman varken tövbe etmek ne güzel
Bu dünyadan sonra ahiret için
Allah'a ibadet etmek ne güzel
Bitmeyen bir hayat bizi bekliyor
Canın ne isterse rabbin veriyor
Öyle yaratmış ki sözler yetmiyor
Cennet bahçesine girmek ne güzel
Kabir melekleri gelecek bir gün
Belki güleceğiz belki de üzgün
İnşallah defterin olursa düzgün
Sırat köprüsünden geçmek ne güzel
Bitmeyen bir hayat bizi bekliyor
Canın ne isterse rabbin veriyor
Öyle yaratmış ki sözler yetmiyor
Cennet bahçesine girmek ne güzel
(Okumayınız kendi sesinden dinleyiniz.)
Dinleyince hanımınıza olan hürmetiniz,
Çiçeğe olan bakışınız değişecek.
Maziniz yeniden canlanacak...
Keşke kimseyi kırmasaydım, keşke bir kaç iyilik fazladan yapsaydım diyeceksiniz.
Evet dinleyince kıymetini bilmeden yitirdiğiniz bir maziniz varsa onun kıymetini içinizde hissedeceksiniz.
Birileri sizden bir şey istemeden 'verebilme' meziyetinizi keşfedeceksiniz.
Kızmadan önce susmayı,
Ayrılmadan önce yeniden sevebilmeyi fark edeceksiniz.
Daniel Kehneman'ın kısa ve uzun süreli düşüncelerinin, kısa ve uzun süreli kararlarının aslında Müslüm Baba'nın hayat felsefesinde bir kanaviçe gibi örüldüğünü göreceksiniz. Affetmek bir anilik gerektirir, sevmek ise dirayetli bir yürek ister.
İşte bundan dolayı Baba Müslüm 'Gitme!' dedi.
'Gidersen bir daha dönmeyeceksin.' dedi.
Aşkın kusursuzluğu için dedi ki: 'Yine sever miydin beni simsiyah bir duman olsaydım?' dedi.
Sorularla öğretmek Sokrat'tan sonra Müslüm Babaya nasip oldu.
'Sevda yüklü kervanlar senin kapından geçer.' dedi. Aşkı çöllerden aşırıp sevgilinin dizine döktü.
'Sen beni ömrünce unutamazsın.' dedi. Ömrü bir sevgiliye verdi.
' Konuşsana bir tanem
Neden hep susuyorsunFutbol benim için gücün, yeteneğin ve zekanın sanatıdır. Bu sanatın dünyaya bir üstadı geldi. Yapılabileceklerin neredeyse hepsini yaptı ve gitti. Malum; özel yaşantısı da futbolu gibi üst düzey özentili olsaydı, insanlık 10'dan daha çok istifade edecekti.
Madem birileri bu sanata
oyun demişti. Bu oyuna sadece 10'nun sahip olduğu çocuksu hırçınlık ve çocuksu heyecan ve de çocuksu masumiyet yakıştı.
Maradona'nın bildiklerini başkalarına anlatması veya başkalarının 10'u izlemesi futbolu 10'nun getirdiği noktadan ileriye taşımadı. Çünkü bu bir pozitif bilim değildi ki selefin verdiği 'el' bilinenleri bir öteye taşısın.
Başlangıç mühim.
Yanlış yerden başlamak zaman kaybından öte ömür kaybına neden oluyor.
Onun için demiş ki:
Ey insan! Madem hakikat böyledir; gururu ve enaniyeti bırak... uluhiyetin dergahında acz ve zaafını, istimdat lisanıyla; fakr ve hacatını, tazarru ve dua lisanıyla ilan et.. ve abd olduğunu göster... ve Allah bize yeter. O ne güzel vekildir de, yüksel. (23.söz-4. nükte)
Şimdi... Bu yaklaşım insanlığın; Daniel Kahneman'ın fast ve slow thinking (hızlı ve yavaş düşünme) mantığına aslında hiç de ihtiyaç olmadığına gayet yeterli uzunlukta bir cevap oluyor.
Her açıdan bakmaya özendim,
Her acıdan bakmak varken.
Ruhlar zaten alışıktı maskeye,
Sosyallik hadesten ve necasetten taharet mesafesindeyken.
Raflarda dezenfenktanlar çoktan bitmişti,
Kalbin hijyeni komadayken.
Riya pozitif,
Ego pozitif,
Hırs pozitifti,
Cahillik karantinadayken.
Bağışlanmayı aklına getirmedi insan,
Sürü bağışıklığından medet umarken.
Sürü deyivediler,
Tv'nin ağıl, gazetenin saman olduğunu bildiklerinden.
Ve koca coğrafya tümden temaslı hale geldi,
Hakkı ve hukuku unuttuğundan.
Ve kimse bu felci kendinden bilmedi,
Asemptomatik olmayı tercih ettiğinden.
Üç günlük harcama özgürlüğüm elimden alınır diye,
Çoğu adını vermedi filyasyondan sakındığından.
İzolasyon dedikleri aslında günahlardan kaçınmaktı,
Gönüllü tecrit yapan olmadı. İşine gelmediğinden.
14 günlük değil 14 asırlık bir inkübasyon bu,
İnsanlık Sünneti Seniyye'yi terk edildiğinden.
Hastaneden kaçmak hiç de zor değildi,
Camiden ve okuldan kaçmayı iyi bildiğinden.
Bu kadar sunilikte suni solunum cihazı çok görülmedi,
Soluğun asıl Sahibi bilinmediğinden.
Mutasyonda virüsün hızı günaha erişemedi,
İnsandaki bu süper taşıyıcılık hevesi geçmediğinden.
Ruhlar entübe olalı çok oldu,
Boşuna bu felce pandemi denilmediğinden.
Turgay URGUR
Sevgili Gençler;
Hepimiz zor günlerden geçiyoruz. Allah'ın izniyle güzel günler yakındır.
Bu sürecin belirsizliği sizi kesinlikle ümitsizliğe sevk etmesin. Hayallerinizden kesinlikle vaz geçmeyin.
Geçmişte büyük başarılara ulaşmış kimler varsa belki de hepsinin ortak noktası mücadeledir.
Artılarımız o kadar çok ki! Sevinmemiz gerekenler, şükür etmemiz gerekenler.
Neler mi? Mesela gözümüz, mesela kulağımız, mesela ruhumuz, mesela ailelerimiz, mesela VARLIĞIMIZ.
Şimdi kendimiz olma zamanıdır. Bu süreçte kendimiz olmak için evde yapmamız gereken birkaç işimiz var.
evet sadece birkaç İŞ;
iyi bir internet ağı,
okuyacağımız kitaplar,
not alacağınız defterler,
renkli renkli kalemler,
gitmek istediğiniz Üniversitenin resimleri,
tam karşınızda bir BESMELE yazısı,
günlük kendiniz için yapmanız gereken akademik çalışmaların listesi(çok kalabalık olmasın)
Size çok güveniyoruz, sizi çok seviyoruz.
TURGAY URGUR
Bu Cumartesi çok sevdiğim şarkıcının yeni kaseti çıksa, Alacağım gömlek için kalan eksik tamamlansa, Mesut Hocanın biyoloji sınavı kopya i...