3 Ekim 2018 Çarşamba

EMANETÇİ 2


Batıya hayranlık dinsizlik ve deizm gibi akımlara neden oldu. Maddi terakki hayatın ana unsuru gibi kabul edildi. Madde geçici olduğu için kıymetsizdir. Kıymetsize güvenmek hayal kırıklığıdır. Madde hayatın özü ve içeriği değildir lakin ilerlemeden, akıldan ve teknolojiden uzak kalmak da Müslümanlık değildir. Geri kalmışlığı sürekli dış nedenlere bağlamak insanı mesuliyetten kurtarmıyor. İnsan iman ile en yüksek mevkilere çıkar. İmanın gereği dünya hayatını bir düzen ve medeniyet üzerine inşa etmekle ilişkilidir.


İnsanın maddesi ruhunun kıymeti ile değerlenir.

Ruh şuurlanınca Allah’a kul olduğunu anlar.

Kul olduğunu anlayınca insanda Allah’ın sıfatları ortaya çıkar. Bu ne de güzel bir haldir.


28 Eylül 2018 Cuma

Emanetçi - I






Dünya devirlere, yıl günlere, gün de saatlere bölününce; insan kendisini bu döngüde baki bir seyirci zannetti. Bitişe doğru ilerlerken sandı ki dünya genişleyecek. Biriktirdikçe sahip hatta malik olacağını hayal etti. Tûl-i emel yükünü yüklendi. (Tûl-i emel=boş arzular) Günümüzde bu boş arzular sanal dışa vurumlarla kendini gösteriyor. Tüm medya araçları ve özellikle de sosyal medya insanlar için gerçekle sanılanın yer değiştirdiği bir alan olmuştur. Artık mutlu olmak yok, mutlu hissetmek(facebook dili) var. Artık eğlenmek yok, eğleniyor hissetmek var. Yorulmak yok, yorgun hissetmek var. Bu sanılan dünyanın gerçek yaşantıya karşı bir üstünlüğü de oluşmuş durumda. Örneğin insanların arkadaş sayısı orada daha çok, hayatla ve/veya kendisiyle ilgili yaptığı yorumlar orada daha çok. 24 saat içinde sanala/sanılana verdiği zaman da çok. Ve insanlar farkında değil ama sanılan dünya için yapılan harcamalar daha çok. Çünkü sanılan dünyada bir şeyi paylaşmak için öncelikle onu kısa süreli de olsanız yaşamanız gerekiyor. Anlık paylaşım günün veya haftanın tamamını içine alıyor. Anlık paylaşım gerçeğin merkezi olurken diğer geri kalan zaman sanallaşıyor. Yani… Örneğin,  yemek yeme gibi en basit ve fıtri bir ihtiyaç bile bugün sanalın içindeki paylaşım koşullanmasının bir parçası oldu.  İnsanlar bulundukları yerden uzak bir yere giderek orada çok eğlenmiş hissediyor, bunu çözünürlüğü yüksek- internet bağlantılı bir telefonla paylaşıyor. En sondaki paylaşma isteği başlangıcından sonuna kadar tüm günün veya haftanın gizli tetikleyicisi oluyor. Anlık paylaşım için epey bir masraf gerekiyor. Herkesin çoğu şeye en azından bilgi veya görsel olarak ulaşabilmesi kalbin merkezinden dışa birçok menfez açıyor. İlgi, öncelik ve gereklilik ortadan kalkıp yerine zihni yorgunluk ve tatminsizlik yerleşiyor. Durum böyle olunca, insan asıl vazifesinden ve hayattaki ulvi gayesinden uzaklaşıyor. Elimizdeki bir telefonun bile en azından kendi kullanımımız için yarı özelliğini biliyoruz, bazıları sahip oldukları arabaların neredeyse tüm detaylarını biliyor. Tekeri patladığında değiştiriyor, motoru arızalandığında çözüm arıyor, algısını- vergisini kuruşu kuruşuna biliyor. Lakin… buraya dikkat! Aynı insan kendi içindeki karaciğeri, böbreği, beyni, kanını fonksiyonel ve içerik olarak bilmiyor. Maddeten bilmediği/bilmemesi maddi bir alemi, maddi getirileri ilgilendirir fakat insan kendisine verilenlerin manevi gerekçesini ve nihai amacını bilmiyorsa asıl problem orada olur. Düşünen, duygulanan, konuşan, hisseden, paylaşan bir insan sadece ve sadece 65-70 yaş ortalamayı tutturmak için yaratılmış olamaz. Evet bizler sanal dünyanın denekleri, boş arzuların maskarası değiliz. Bize emanet edilen ve Yüce Yaratıcıya dünyada iken az bir ücretle satmamız gereken bir hayatın sahibiyiz. İşimiz zor gibi görünse de aslında kolay çünkü bizlerin bize bizden fazla değer veren bir davetçisi var. Dünya hayatının Allah’ın isteği doğrultusunda nasıl yaşanacağını ve cennetin nasıl kazanılacağını anlatıyor. O Kişi âlemlerin nuru Hazreti Muhammettir.

Kalbin, Allah’ın isimleriyle dolmasına ihtiyacı vardır. Çünkü huzur sadece bundadır. Buna mukabil kalbin düşmanları da vardır. Kalp merkezinde O’ndan başkasını kabul etmez. Kalp tam manasıyla O’nun için var olduğunu anlarsa kişinin cismine gerçek manada ruh olur.  Kalbin hayal gibi bir hizmetçisi vardır. Eğer kalp istikamet bulursa hayal insanı alemden aleme gezdirir. Bu alemlerin rehberi O’dur. Rehbere olan aşk sanal paylaşımla gerçek olmaz. Namazla ilgili paylaşım namazın, doğrulukla ilgili paylaşım ahlakın, çalışkanlıkla ilgili paylaşım çalışkanlığın yerine geçemez.  Bu bağlamda haşir gerçekle sanalın ayrıştığı, semerelerin tasfiye edildiği yerdir. Cennet ve cehenneme mukabil tüm bu dünyadaki gerçeklik alemi ise sanılandan/sanaldan ayrıştırıldığında imtihan yerinden başka bir şey değildir. Bu imtihan süreciyle ile ilgili insanın üzerinde durması gereken hususlardan en önemlilerinden birisi kişinin en ufak günahını, kusurunu, tembelliğini bile küçümsememesidir. Çünkü her insan diğer insanlar gibi içinde bir alemi barındırır. Kendisini bu dünyanın merkezi kabul eder. Kalpteki en küçük şüphe bile insanın tüm evrene bakışını bozar ve çirkinleştirir. Baktığını göremez, gördüğünü anlamaz, anladığını sandığı ise asıl mana değildir. Kalpteki küçük şüphe zihnin muhakemesini ters yüz eder. Böyle bir insan gölgeyi gerçek sanır. Oysa gölge iradesiz, sessiz, hissiz ve etkisizdir. 2000 yıl önce mağaradaki gölgeler bugün en fazla sanallar/sanılanlar olarak hayatlarımıza girmiştir. Biz ne gölgeyi ne de gölgenin cismini arıyoruz. Benliğimizden, tÛl-i emellerimizden sıyrılıp kelebek misali güneşe uçmak ve orada yanmak istiyoruz. Emaneti Sahibine arınmış, tertemiz vermek istiyoruz.      

TURGAY URGUR

22 Eylül 2018 Cumartesi

NEŞTER

İlahi bir maharetti aşkın,
Yüreğim işte bundan şaşkın.
Bilmiyorum sabrım niye aşgın,
Hançerlerken gözümü bakışın.
İğnesiz, ipliksiz yüreğime nakşın,
İstesende ondan yok kaçışın.
Gayr-i ihtiyari sözlerim taşkın,
Çünkü ölüm fermanı her bir göz yaşın.

TURGAY URGUR

19 Ağustos 2018 Pazar

BYN 2



Sevmek güzel bir bakıştır,

Hal hatır sormaktır. Allah’ı anmaktır.

Sevmek ikramdır.

Bir çocuğun gönlünü almaktır. Allah’ı anmaktır.

Kendi kusurlarımızı görüp O’nun huzurunda hayretle ve muhabbetle eğilmektir.

Kuddüs ismine hürmeten bedenen, ahlaken temiz olmaktır. Münezzeh ve mualla olduğunu bilmektir.

Dünyanın esir hayatına mukabil bize verilecek olan sonsuz hayatın hayaline sarılıp Allah’a şükretmektir. Şükr etmek demek O’nun için verebilmektir. İhtiyaç sahiplerine para, moral, destek, bilgi verebilmektir. Sevmek almak değil verebilmektir.

Beş kuruş fayda vermeyen nakıs uğraşları terk edip güne besmele ve fatiha ile başlamaktır.  Böylece insan alemlerin rabbine medh ü sena etmiş olur.

Ancak Sana kulluk ederiz demektir. Allah’ı anmaktır.

En basit sorunlar insanı üzer, derde düşürür, onu zayıf bırakır. Borçlar, hastalıklar, ayrılıklar onu korkutur. İşte bu kadar acizliğin içinde sabah vaktinde Rabbinin huzurunda kendi çaresizliğini anlar ve dağlar büyüklüğünde engeller karşısında yüreğini sabırla doldurur. Sevmek sabretmektir. Sabahları Allah’ı anmaktır.

Buradan alınıp başka bir memlekete gideceğiz. Sevmek gidilecek yere hazırlanmaktır. Sevgili’ye sunulacak hediyeler hazırlamaktır. İsyankâr değil muti olmaktır. Bize hayatı veren elbette yine yanına alacaktır. Sevmek O’nun bu sevgisine layık olmaktır.

Büyük mahkemenin varlığını bile bile kusur, ayıp işlememektir. Kul hakkından uzak durup, zekatı hakkıyla vermektir. Allah için almak, Allah için vermektir.

Sevmek işimizi düzgün yapmaktır. Bütün yaratılmışlar insanın emrine verilmiş iken, O’nun bu rahmetine, rahimiyetine mukabil işlerimizi düzgün yapmaktır. Yaparken O’nu anmaktır. Bismillah demektir. O’nun rızası yoksa yapmamaktır. O’nun rızasının dışında iş yapanlardan olmamaktır.

Sevmek bayramda bir olmaktır, sevmek kurbanı O’nun rızası için kesmektir. Çocukları sevindirirken kesenin ağzını açmaktır. Zengin ölmemek, varlığı O’nun rızasına harcamaktır.

Bayramınız kutlu olsun…..

Turgay URGUR

16 Ağustos 2018 Perşembe

BYN 1 / TURGAY URGUR


Ünlü futbolcuların aldıkları paraları çok görmeyin. Onlar çocukluktan itibaren topla birlikte hayallerinin peşinden koşanlardır. Sahada her tekmede biraz daha ileriye giden top her seferinde gerçekleşmiş hayali bir öteye atar. Yaptıkları iş değil aşktır. Aşkları için hayatlarının en mükemmel çağını verirler.  Bu manada belki de işleri için en fazla mesaiyi harcayan onlardır. Ter dökmek onların yaptıkları işin en zevkli kısımlarındandır. Riski hayatlarının daha ilk başlarında onlar alırlar. Sakat kalmak, hiç bilinmemek, iyi bir kulüpte oynamamak onların aldıkları en önemli risklerdendir. 40 yaşında bile olsalar hem kazandıklarında hem de kazanamayınca en masum gözyaşlarını onlar dökerler. Takım, ekip ruhunun ne olduğunu en iyi bilenlerdendirler.  Gol atınca sevinç onlara yakıştığı gibi, ilginçtir sahada kızdırıldıklarında tüm stad onlarla birlikte kızar. Tüm dünyada milyonları aynı anda ayağa kaldıran kaç kişi vardır ki?





9 Ağustos 2018 Perşembe

MED CEZİR



Ne diller döktüm,
Başı eğilmesin diye.
Başından güller döktüm,
Yüzü gülsün diye.

Kim bilir yıldızların ne zaman kayacağını?
Hayal iken kâbus olup kan kusturacağını,
Koca kâinatın dar gelip,
Bir avuç toprağın yar olacağını,
Kim bilir?

‘Arsız düşünce’ değil mi? Beni edepten soyan,
Ruhum çıplak sokağa koyan,
Vicdanım değil mi arkamdan konuşan?
Sonra da günahımla baş başa bırakan.
Peki, hadi…. her şeyi anladık da; sen değil misin?
Hiçbir şey olmamış gibi davranan.

Sen değil misin?
Ne oldu? Sustun.
Yoksa .. Varlığını mı kustun?

Doğru ben karanlığa aşığım,
Belki de sadece buna alışığım,
Alışmanın kaçınılmazlığını kim bilirdi ki?
Kabullenmenin zorluğunu,
Ya da … alıştıkça zorlanmanın kaçınılmaz kabulünü kim bilirdi ki?
Bilseydi kimse sevmezdi.
Sevmek istemezdi.  

Yoksa 'Sevmek!' birisinin elinden ölmek mi?
Ya da ölüme terk edilmek mi?
Yaşasın adalet! Öldüren de ölüyor.

‘Çocuksu hayallerim’ değil mi? Beni maskara eden,
Yaşlansam da ruhumu eğlendiren,
Vicdanım değil mi arkamdan konuşan?
Sonra da günahımla baş başa bırakan.
Peki, hadi…. her şeyi anladık da; sen değil misin?
Hiçbir şey olmamış gibi davranan.
Sen değil misin?

Ne oldu? Sustun.
Yoksa .. Varlığını mı kustun?

Evet. Yıldızların ne zaman kayacağını bilseydik,
Umutlara tutunmazdık delicesine,
Sevilenin katil olduğunu bilseydik,
Arsız düşüncelere mağlup olmaz,
Çocuksu hayaller kurmazdık. 

ve hiç bir şey olmamış gibi davrandığında,
Her gün öl diye,
Alış diye, 
Kabüllen diye, 
Zorlan diye
Bu günahın yarısını,
Vicdanımla birlikte yanına bırakırdık. 

 Ne diller dökmüştüm
Başın eğilmesin diye.

Başından güller dökmüştüm,
Yüzün gülsün diye.



TURGAY URGUR


MAĞLUP



Sözlerin gururuma,
Acın sabrıma,
Düşüncen umutlarıma mağlup.

Hayalin fikrime,
Kahrın duama,
Gençliğin aşkıma mağlup.

İnadın yıllara,
Gecen sabaha,
Vedan vefama mağlup.

Şükürler olsun,
Sen bana mağlup.

24 Temmuz 2018 Salı

ANSIZIN / (COTON SERİSİ)





Ansızın gelme bana,
Ap ansız hiç gelme.
Dayanamam. Kaldıramam.
Beklemeyi öğreneyim,
Sabretmeyi çözeyim,
Eriyeyim,
Hatta biteyim. Öyle gel.
Günler yıllarda unutulsun,
Ömür kurutulsun ömür,
Şiirler, sözler bitsin. Öyle gel.
Her şey anlamını yitirsin,
Mazim silinsin mazim,
Çektiğim bilinsin. Öyle gel.
Umutlarım ölsün,
Benden başka herkes gülsün,
Son gözyaşım süzülsün. Öyle gel.
Gel ki! Kıymet bileyim…
Ansızın gelme bana!
Kutuplarda yaşayayım,
Geceyi, gündüzü unutayım.
Aç kalayım. Sana susayayım.
Tatları unutayım.
Ekişiyi, tuzluyu unutayım.
Acıyı unutayım.
ACILARIMI UNUTAYIM öyle gel.
Gülmeyi unutayım.
Ağlamayı unutayım,
Bakmayı unutayım
Mesela aynaya bakmayı unutayım. Öyle gel.
Hepsini geç. HEPSİNİ GEÇTİM.  Düşünmeyi unutayım.
Çok istiyorum: ‘Düşünmeyi unutayım.’ Öyle gel.
Günahlarımı, yalanlarımı unutayım. Öyle gel.
Çocuk olayım çocuk. Öyle gel.
Geçmiş olayım, bitmiş olayım,
Çocuk olayım çocuk. Öyle gel.
Ansızın gelme bana!
Ap ansız hiç gelme! 
Toprak olayım öyle gel.
Bas. Çiğne.
Doya doya bas. Çiğne, ez.
Unutulayım. Öyle gel.
Turgay URGUR

4 Temmuz 2018 Çarşamba

Dear Catherine Manthrope,


Dear Catherine Manthrope,

First of all, let me introduce myself. I have graduated from the department of English Language and Literature in Turkey. Later, I started working as an English teacher. This is my 15th year. I am 40 years old, married and have two daughters.
As I mentioned before, I am also working at my father’s appliance store. It is one of the most famous brands in Turkey, named ‘Arçelik’. I mean I have some experiences as a clerk in our shop.
I tried to observe the human behaviors via my professions. And I started writing a blog in 2010 (http://turgayurgur.blogspot.com/)  It has about 700 writings about education, history, art and some other issues. I gave my daughters’ names to the blog. It took a long time to produce them.
Now the problem is… or the weird responsibility that I feel is… I want to share them with lots of people, come up with new solutions for the children’s education world. I only want to tell them to the other members of education intuitions.  
Interestingly, the time that I gave on these subjects gave me the courage to write to you. In the paper, I read that you invited Turkish students to the UK. I am sure nobody loses if I/we have a chance to try it. Because I think that east-west-north and south should exchange their ideas for deserved lives.
If you will come to Turkey again, please contact me.
If this mail has a meaning for you, I will write in a detailed and organized style.
Pardon me for the grammar mistakes,

14 Haziran 2018 Perşembe

kafana kafana 1


Artık korkularım var,
Sevinsen mi? bilemedim.
Zamandan,
Umutlardan,
Hayattan,
Artık korkularım var.
Aman yanlış anlama!
‘Artık’ dediğim: kalıntı manasında.
‘Kalıntı’ dediğim;
Yalanların gibi,
Yaşattıkların gibi,
Sen gibi sen.
Yani: ‘artık’ dediğim; bundan sonra, bundan böyle manasında değil.
Çünkü sen bundan sonra yoksun.    




ZAMAN DURSA

  Bu Cumartesi çok sevdiğim şarkıcının yeni kaseti çıksa, Alacağım gömlek için kalan eksik tamamlansa, Mesut Hocanın biyoloji sınavı kopya i...