11 Aralık 2016 Pazar

BEKLEMEK


Beklemek,
Bedelsiz olmalı,
Gelmeme riskini taşımalı.
Umutlar bir mahzende saklı,
Güneşten korunmalı.

Kimse gelmeyebilir,
Hiçbir şey değişmeyebilir,
İnsan ağaç sabrında olmalı.

Dökülen yapraklarınızı çöpçüler toplar,
Kuşlar gâh konar gâh konmaz,
Karıncalar içinizi de yiyebilir,
Sakinlik ruhunuzu sarmalı.

Ne gelen kalıcı, ne de giden dönücü,
Taş, duvar üstüne yıkılsa,
Gök kubbe yarılsa,
İnsan sadece toprağa hasret duymalı.

Bakışlar hülyadan yorulsa,
Düşüncen darmadağın saçılsa,
Sonsuzluk kapıları ansızın açılsa,
‘Gel’ demeyi beklemek derdin olmalı.


TURGAY URGUR

8 Aralık 2016 Perşembe

Dolar, TL.


Biz her şeyden anlarız. Buna ekonomi de dahil. Sayın Cumhurbaşkanımız bir çağrı yaptı. Bu tür çağrılar Milletlerin tarihinde çok önemlidir. Kurtuluş savaşında benzer bir çağrıyı Avusturya mallarını boykot için Said Nursi yapmıştı. Bu tür çağrılarda bulunan kişiler bu işin neticesinden ziyade niyetiyle ilgilenirler. Neymiş efendim… vatandaşın bozduracağı 100-200 dolarla Türkiye’nin açığı kapanmazmış.

Kardeşim…. Bakın… Karıncaya sormuşlar.

 Nereye?

 Demiş: Kabe’ye.

Demişler: Varamazsın.

Demiş: Varmasam da o yolda ölürüm.  
  
Şimdi bu Millet; bu işle dalga geçenler gibi düşünceydi, 15 Temmuz’da ölmek için sokağa çıkmazdı. 200-300 şehitle bu memleket kurtulur mu? Derdi.   Ama Türk Milleti bazılarının yaptığı gibi vatan, millet işlerini savsaklamaz. Ciddiye alır.

ABD’de siyah hakları otobüste öne-arkaya oturma muhabbetinden patlak veriyor. Milli mücadelenin bölgesel zaferleri bireylerin öne atılmasıyla kazanılıyor. Vietnamlılar  topraklarını önemsemekle kazanıyor. Sovyetlerin parçalanması bazıları için hayal ötesiydi ama oldu. Atatürk yola çıkarken, etrafındaki insanların azlığına değil kalbindeki inanca bakmıştır.

Ya tutarsa…Reis 3 çocuk dedi. Tuttu. İstanbul derdimiz dedi. İstanbul’u İstanbul yaptı. 6 seçim zaferi dedi tuttu. Sokaklara inin dedi tuttu. Milli para sadece Türkiye’de değil aynı zamanda  tüm İslam ülkelerinde karşılık bulursa, bu İslam alemi için kurtuluş olur. Peygamber Efendimiz Mekke’nin fethinden sonra ilk iş olarak Yahudi pazarlarından kurtulmayı hedefliyor. Dolarla, tahville, faizle yönetilmekten sadece Türkiye değil tüm gelişmekte olan ülkeler mağdur. Türkiye-Rusya Milli paralar için ticaret yapmayı öneriyorsa, birileri anlamak istemese de bu bölgede bir şeylerin değiştiğinin göstergesidir. Yarın bu işe Çin gibi güçler de destek verecek olursa, işte o zaman dünya dengeleri alt-üst olur inşallah. (Bu sırada, Gezi zihniyeti tabi bu işleri yine izlemekte olacak. )

Dolarların bozdurulmasıyla dalga geçenler aslında İzmir köy kalsın diyenlerdir. Hem yeni arabaya, hem de eve geçip; para yetmiyor diyenlerdir. 15 Temmuz kurgu diyenlerdir. Bu ülkenin 20 yıl öncesini unutmuş olanlardır.

Sayın Cumhurbaşkanımız aslında bu sayede siyaseten doğal bir anket de yapmış oluyor. Lakin muhalif düşünce henüz bu tür eylemleri anlama seviyesine ulaşamadı. Onlar işin facebook komedisini yaparken, Ak parti çoktan Millet neznindeki yerini revize etmiş oluyor. Bu modern siyasettir. İnönü mantalitesi bunu anlayamaz.   


Turgay URGUR  

3 Aralık 2016 Cumartesi

İyi günler tiyatrosu

Gerçek değerimi yokluğumda anladım.

Kimsenin hayatında olmadığımda, elimi eteğimi dosttan düşmandan çekince anladım.

Yıllarca verilen emeğin aslında ne kadar boş olduğunu, hayatın sadece maddiyat üzerine kurulu olduğunu anladım.

Eskiler biliyordu. Belki de ondandır; paylaşmadılar, sırnaşmadılar, yakınlaşmadılar. Gizlediler. Sağda, solda  kötü günler için hep bir şeyler ayırdılar. Az az yediler, az az konuştular. El-alem duymasın ve görmesin dediler.

Eskiler biliyormuş. İnsan herkesten önce kendisini düşünmeliymiş. Biriktirirken, yerken öncelik hep kendisi olmalıymış. Başkasını düşünmek aslında kendini unutmak demekmiş. Ve insan kendisini unutunca hiç kimse onu hatırlamıyormuş. Hatırlanmıyormuş.

Eskilerin sözünden çıkınca atılmışlık ve satılmışlık arasında bir yerde kalıyormuşsun.  
Gerisi zaten malumunuz. Hayatta ‘iyi günler tiyatrosu’ denilen bir oyun var. Şimdi eğer yanınızda –ne derseniz deyin- dost, arkadaş, akraba her kim varsa, ekser çoğunluğu iyi günlerde olduğunuzdandır. 

 İsterseniz deneyin…. Deneyin de  ….’Siz aslında kaç paralık bir adammışsınız’ görün. Piyasa karşılığınız nedir bir tartın. Karşılıksız kaç gram altın, kaç tl, Euro ya da ekmek alabiliyormuşsunuz bir görün. Yürek ister..  Yürek ister çünkü dünkü çocukların maskarası olursunuz.  

Ya bu tiyatronun bir oyuncusu olup siz de sahne alacaksınız, ya da perdeleri kapatıp oyun bitti diyeceksiniz. Tercih insanlıktan anladığınıza kalmış. İnsanilikten anladığınıza kalmış. Eğer bu oyunu oynayacaksınız; vicdan ve merhamet libaslarını terk edip, kendinize  bir savaş kostümü uyarlamalısınız.

Davam dedikleri: ekmek davasından başka bir şey değilmiş. Ve bu davada; gözünü açmayan, geride kalan  aç kalıyormuş. Ceylan ziyafetindeki aslanlardan öğreneceğimiz çok şey var.  

İyi seyirler.  


30 Kasım 2016 Çarşamba

Özgür?

Ekranın kölesi olduk. Spotların, alçı duvarların ve mesajların da kölesi olduk.

Oysa kulaklarımıza hep özgürlük tepilmişti.  İnsan pek de bir özgür olacaktı. Hatta tanımlanmıştı bile: herkesin özgürlüğü başkasının özgürlüğünün başladığı yerde biterdi. İnandık. 5 yılda bir oy vermekten öteye geçemeyen bir özgürlükten bahsediyoruz.

 Neremiz özgür bilen var mı? Kullanılmayan duygumuz, eritilmeyen düşüncemiz kalmadı.


27 Kasım 2016 Pazar

Yaşasın ölmek.



Bana söylemlerinle değil, eylemlerinle gel. Bildiklerini değil, bilmediklerini konuşalım. Yapacaklarına yaptıklarından başlayalım. Alıntı, çalıntı, kalıntı istemiyorum. Basit olsun, hafif olsun ama insan için işe yarasın.

Her şey ölümle başladı. Tohum toprağa ölmek için düştü.

Sevmenin en sonu: ölümüne sevmekti.

Şehit sonsuzluğa ölümle uğurlandı.

Korkusuzca ölebilenler hatırlandı. İnadına yaşamak isteyenler ise bir var- bir yoktu. Birbirlerinden farkı da yoktu.

Ölüm her canlının ortak tadıydı.

Ölmek için yaşıyoruz.

Aslında en uzun hayat kelebeğindi. Çünkü hayatla hayatın anlamını en az o öldürmüştü. Asıl vazifeden uzaklaşıp adileşmemişti.

Hatırada kalanlar hep ve tek 'son' sözlerdi.

Güneş ölecek, ateş ölecek, su ölecek. Ah insan ahhh!   Ölüm sadece en çok istenen değil, istenmesi gerekendir.

Günah batağında şehirler yaşadığını sanırken, Hira’da ölüm vardı. Aşka ile ölüm vardı. Her bir hicret ölüme giderdi. Ali’nin yattığı yatak mis gibi ölüm kokuyordu.

Hayat kölelerinin ve düşkünlerinin yüzüne nankörce  çizgiler kazırken,  ölüm sırasını edeple bekliyordu.

Ah insan ah!!.   Uykusuz geceler, her şeyi terk edişler, anadan yardan geçişler, bir şarapnele gerilen göğüsler yaşam için miydi? Ya da yaşamak için miydi? Hepsi de en temiz, en gerçek ölümler içindi. Çünkü sahte ölümler de vardı. Hem de çoktu. Hem de çoğunlukta.

Yaşasın ölmek.
    


26 Kasım 2016 Cumartesi

GÜNAHKAR (1)

(cotonuma....)

Ellerim,
Dillerim utanır.
Yüreğim,
Bakışım sıkılır.
Ağlayamam,
Darlanırım.
Kendimden kaçarım,
Kendim yakalar beni.
Dört duvar ayna olur,
Çökerim.


Turgay URGUR

27 Ekim 2016 Perşembe

Siyasetperestlik (1)


Son yılların zengin hastalıklarından birisi siyasetperestliktir. Zaten işin evvelinde bulunmuş 'bilir kişiler' veya hasbel kader siyaset geyiği yapmış olanlar da defaatle arz ederler: ‘Siyaseti zengin adamlar yapmalı.’ diye. Malum.. Ankara’ya gidilecektir. Gelene-gidene ikram. Şık giyinmek vb. nedenlerden dolayı bir cebin dolu olması ve bu doluluğun sürekliliği önemlidir.

İsteyen üstüne alınsın. İstemeyen alınmasın. Yalakalığın tasviri için yazdık. Değilsen-değilsek zaten sıkıntı yok.

Bu ülkede insanlar işlerini siyasete, siyasetlerini de işlerini bağlamaya başladığı zaman zaten bu işin dava, Millet, Ülken menfaatleri konusu çoktan lav edilmişti.

Siyaset bugün zenginleşme aracı olarak görülüyor.

Ama olay iç-içe öyle bir angaje oldu ki! Adam siyaset mi yoksa ticaret mi yapıyor öyle kolay kolay bir görüşte anlayamıyorsunuz.

Mantık basit. Büyümek istiyorsan; reklama, desteğe, çok büyük kazançlara, kulise, popüler çevreye, bürokratik engellerin hızlı aşımına,  ihtiyacın var. Veeee.... çok geçmeden işin sihrini çözüyorsun. İşten tat almaya başlıyorsun. Yeni doğan bebeğin memeye olan aranışı gibi sağda, solda, siyasetin her türlü alanında (iftarda-mevlütte-taziyede-toplantıda) aranıyorsun. Bu arada dışarıya karşı da ‘Biz bu işi Allah rızası için yapıyoruz.’ gibi bir çok duygusal motto geliştiriyorsun. Allah böyle bir zihniyeti ıslah etsin. Çünkü hem zihinsel hem ahlaki bir bunama yaşıyorlar.

Mantık basit dedik ya… devam edelim. Bir iki toplantıdan sonra şunun farkına varıyorsun. Aslında siyaset için çok okumaya, memleketi didik didik bilmeye, entelektüel bir alt yapıya falan gerek yokmuş diyorsun. Usul basit. Öncelikle eller önde (el-pençe) durmayı bileceksin. (Örnek için: toplu açılış törenlerine-karşılamalara- diğer fotoğraf çekimlerine bakınız). Sonra izleyeceksin. Kimi? Dinlemek, izlemek zorunda olduğun o gün kim varsa onu. Nasıl giyiniyor? (Markasından, kılık-kıyafet uyumuna, kalitesine kadar uzun bir uğraş. Belki de en çok zorlayan kısımlardan birisi burasıdır. Çünkü eğer önceden ve kendi-kendiliğinden alışık değilsen kişiyi zorda bırakabilir. Sonuçta yetişmen gereken bir kıyafet skalası var ve her gittiğin bir üst düzey toplantı seni bu konuda zorlayabilir. Bir an önce kırsaldan değil, markadan giyinmeyi öğrenmek gerekiyor. Giyinmezsen ne olur? En son sırada kalırsın, kendine protokolde koltuk bile bulamazsın, elini sıkı tutmazlar. Hele bir de… tepeden tırnağa süzüldün mü işte orada bitersin, biter. Kıyafet tamamda peki ya kılık? – Saçlar dağınık ve yağlı. Olmaz. Tırnaklar pis.OLMAZ. Kısaca ve özetle her gün 30-40 dk’yı kişisel bakıma ayırmak gerekiyor. Dert etme! Kişisel bakım demek kişisel gelişim demek değil. Zaten işimiz şekil, onun için zaman harcamaya gerek yok.) Kılık kıyafet işi daha uzun sürer, çok da sulandırmaya gerek yok konu zaten olabildiğince cıvık bir konu. Malum, ayakkabı hep yeni ve boyalı olacak. Ortama göre kıyafette renk seçimi gerekiyor. Vs vs.   İkinci bir husus konuşacaksın. Ama nasıl? Her şeyi biliyormuş gibi, en doğrusu sendeymiş  gibi, konuna hakimmiş gibi konuşacaksın. Kitleyi veya kütleyi göz hapsine alacaksın. Sen tonu çok önemli. Titreme, kelimeleri yuvarlama-yutma, gırtlaktan konuşma olmayacak. Almadıysan hemen bunların dersine, seminerine gitmek gerekiyor. Konuşurken arada boşluk veripte sazı başkasına (senden iyi çalan birisine) kaptırdın mı işin biter. Kütle tamamen senden ona kayar. Bu konuda kolay bir yol istersen - bu işi iyi yapanları izlemek gerekiyor. Üzülme, üzülme  çok örnek çıkacak karşına. Mikrofon tutuşu gibi minik detaylar da var. Aynada veya hanımın, çocukların önünde çalışılabilir. Bu konuda en iyi pratik alanlarından birisi tuvalettir. Bol bol pratik yapabilirsin. Hem ses biraz eko yapar ve kişiye topluluğa hitap ediyor izlenimi verir.   

Gelelim beden diline. 1)Sırtında demir korse var gibi dik oturmasını, 2) Ellerini kontrol etmeyi, 3) Çarşıda yürürken; iş bilen-işe giden –zamanı çok değerli gibi seri ve yanındakiyle konuşarak  gitmesini ÖĞRENMELİSİN. Önüne bir grup geldi. Siyaset yapma ihtiyacı hissettin. Büyük vasıta gibi (Boeing tarzı) kontrollü yanaşıp öğrenmiş olduğun ne kadar beden dili zavazingosu varsa o kişi/kişiler üstünde uygulamalısın. UNUTMA KONTROL HEP SENDE. 

Bu kadar paçozluğu öğrendikten ve pratik kazandıktan sonra;

-          Yaşadığın yerin çevresel sorunlarını(çöp-otopark-ulaşım vb),
-          Okulların yeterliliğini,
-          Hastanenin acil kısmının seriliğini,
-          İnsanların mutluluğunu,
-          Çocukların oyun alanlarını,
-          Trafiği tehdit eden araçların varlığını,
-          Son yıllarda artan ölümlü kazaları,
-          Ticaretin gelişimini,
-          İşsizliği,

 Bilmene GEREK YOK. SEN ZATEN BİLMEN GEREKENLERİ BİLİYORSUN. İşine bak işine. Herkes kendi ……… kurtarmaya çalışıyor.

Çektirebildiğin kadar fotoğraf çektir. Paylaşabildiğin kadar özü alınmış özlü söz paylaş. Zaten söylemişlerdir- bilirsiniz, siyasetçi aynı zamanda sosyal medya uzmanıdır. 

    Siyasetperestlik sorumluluk almamak ama işini yürütmektir. Dostlar alış-verişte görsün. Nasıl olsa bu dünyada hesap vermek yok.

Hiç sevmezdim ama Yaşar Nuri’nin bir kitabının adı ‘Allah ile aldatmaktı’. Kitabın adını beğenmiştim.  

Turgay URGUR

28 Eylül 2016 Çarşamba

BİLGE



 Güne besmele ile başladı. Aynaya baktı ve varlığına şükür etti. İçinden dedi ki: “Allah’ım verdiklerin için ne yapsam azdır ve asla, hiçbir zaman Senin verdiklerinin şükrünü tam manasıyla yapamam. Sen bizleri koru.”

Temiz elbiselerini giydi. Eşine ve çocuklarına baktı.“Allah’a emanet olun.” dedi.

Yolda her zaman rutin olarak okuduğu duaları okudu. İşiyle ilgili yapacaklarını kısaca aklından geçirdi. Unuttuğu bir şey var mı diye zihnini kontrol etti.

İdeoloji düşünmeyi, siyaset yapmayı, başkalarını eleştirmeyi bırakalı 5 yıl olmuştu. Sade vatandaş, sade insan olmak istiyordu.

Evdeki eşyalarını ‘fazla düşünceleriyle’ birlikte sık sık atmıştı. Kimseye verme gereksinimi bile duymadan doğrudan atmıştı. Bu ona acayip bir rahatlık ve hafiflik veriyordu.

Çok şey ifade eden BİR şeyin farkına varmıştı. İnsan ne düşünüyorsa oydu. Konuştukları, yaptıkları, mutlulukları hep bu düşündükleri ile doğrudan ilgiliydi. Bu nedenle aklını, emeğini, konuşmasını, çalışmasını onu var edene vermek istedi. Hayatının en iyi değil TEK iyi kararını vermişti. Çünkü gerisi boştu. Bu karardan sonra eşine, çocuklarına ve hayata, bilhassa ölüme bakışı değişti.


(devam edecek)

18 Eylül 2016 Pazar

Hanzade’nin babasından….


Sizlerin de yaptığı gibi kızım yatmadan önce ona hikayeler anlatırım veya okurum.

İlk önce masal kitapları ile başladık. Aynı hikayeleri defalarca okduğumuz oldu. Bazen bilerek bir bölümü atladığımızda, o bölümleri kendisi bizzat hatırlattı.

Masal kitaplarını kendi uydurduğumuz hikayeler takip etti. Kızım uydurma hikayeleri de epey bir benimsedi ve sevdi. Özellikle bazen kafadan olan hikayelerden istedi.

Şimdi ise favorimiz gerçek olaylar. Ona Peygamberler tarihinden bazı olayları kısa kısa anlatıyoruz. Hz. Musa’nın firavunun sarayına yerleşmesini, Yunus Peygamberin denizde-balığın karnında mücadelesini, Peygamber Efendimizin yaşadığı olayları anlatıyoruz. Osmanlı tarihindeki önemli hadiselerden bahsediyoruz. Hanzade şimdilerde bu gerçek olayları daha çok sevdi.


Tüm anne ve babalara tavsiye ederiz. 

Turgay URGUR

16 Temmuz 2016 Cumartesi

Tiyatrocular(?)


Yakalananlar, polisimizi ve vatandaşımızı şehit edenler biz tiyatrocuyuz mu demişler? Veya öldürülenlerin üzerlerinden oynamaları gereken oyunun sufleleri mi çıkmış? Artı bu yakalanan yaklaşık 2500 kişi biz sadece Tayyip Erdoğan’ın değil, aynı zamanda Binali Yıldırım’ın, Hulusi Akar’ın paralı figüranları mıyız demişler? Bu oyunda (size göre tiyatroda) gerekirse gebeririz mi demişler?

Evet size göre demişler. Çünkü bunlar başkanlık içinmiş, seçim içinmiş, oy içinmiş vs vs.

Yahu hala anlamadınız mı? Millet zaten Başkanını çoktan seçti. Seçeli 15 sene oldu.

Bakınız ve birden benden dinleyiniz. Sayın Hulusi Akar’ı alıp götürdüler ama ikna edemediler. Öldürmeyi ise göze alamadılar. Külliyenin kenarını bombaladılar ama Külliyeyi vurmaya cesaret edemediler. Çünkü bu şerefsizler Türk Halkının sabrını gayet iyi biliyor.

Hiç kimse, (yakalanan 2500 ve bir o kadarı ve yaklaşık 10 misli sinmiş olanı) hiçbir Devlet adamı için kendisini ateşe atmaz. 

Ama vatansever insanlar bu ülke için gerekirse canını verir.  

Söz değil, lafın hülasası budur.

Allah masum insanlarımızı öldüren bu şerefsizlerin belasını versin.  


ZAMAN DURSA

  Bu Cumartesi çok sevdiğim şarkıcının yeni kaseti çıksa, Alacağım gömlek için kalan eksik tamamlansa, Mesut Hocanın biyoloji sınavı kopya i...