23 Mayıs 2016 Pazartesi

Ya HU


Dillere bak. Tadar.
Kulaklara bak. Duyar.
Gözlere bak. Görür.
Kalbine bak. İçten içe YA HU der.

Ömrüne bak. Geçer.
Eşine, dostuna, evladına bak. Gider.
Hayatına bak. Biter.
Kalbine bak. İçten içe YA HU der.

Düşüncene bak. Acı çeker.
Vicdanına bak. Dur der.
Her faniye bak. Ne der?
Kalbine bak. İçten içe YA HU der.

Resulüne bak. Gel der.
İşi bilenler. Gidelim der.
Zaman bile git der.
Kalbine bak. İçten içer YA HU der.  

Mutluluğun bizdeki ANAHTARI


Yabancılardan yani el alemden mutluluk sırlarını okumayanımız neredeyse yoktur. Sosyal zavazingoda ara sıra bu yöntemler paylaşılır. Yunan filozoflarından, Çinin geçmişinden ve (şimdilerde pek moda) best-seller batılılardan da okuyanımız vardır. Ben de bunlardan 3-5’ini okudum. Öyle de güzel anlatıyorlar ki! Yalan değil,  insan etkileniyor. Bir süre sonra insan gördüklerini, okuduklarını başkalarına satmaya başlıyor.

Şunları tavsiye ederim.

-Alışkanlıkların gücü
-10000 saat kuralı
-Harward Business Review çalışmaları
-Elan Musk ve hayatı
-Ömer Koç ve hayatı 

Meğer işin özü, mayası bizdeymiş. Bizdeymiş de kıymetini bilememişiz.  Gün gelir bu firenkler bizdekileri de bize geri satarlar. Alınca kendimizi yeni bir şey bulmuş sanmayalım.

Olabildiğince özetle ve kısaca. Varsın herkes kendisi kendince genişletsin.    

Olabildiğince özetle ve kısaca. Varsın herkes kendisi kendince genişletsin.
Tevekkül.
Tedbir.
Kanaat
Paylaşmak
Dayanışma
Zikir, fikir, şükür.
Güzel görmek, güzel düşünmek.
24 saatin 1’ini ibadete ayırmak
İsraftan kaçınmak.
Çok konuşmaktan ve kötü sözden kaçınmak.  
Helal yemek.

Haydi selametle.
Turgay URGUR

Bu nesil kurtulacak.(2)

Asrın mütefekkiri; ‘bir insan iki işte başarılı olamaz’ diyor. Sözüne kurban, mefkûresine kurban, çabasına kurban olayım.
Başka meslekleri bilmem ama bu düstur öğretmenlik için çok elzemdir. Eğer bir eğitimcinin kafasında öğrencileri ve onlara karşı verimliği dışında her hangi başka bir zihni meşguliyet varsa onun mesleğinde saygıdeğer olması çok zordur. Bizler yatıp kalkıp öğrencilerimizin başarısı ve gelişimleri için uğraşmalıyız. Çünkü bu mesleği şu anda öğrencilerin algısına yönelik olarak yürütmek gerçekten eski zamanlara göre çok daha fazla çalışma gerektiriyor. Mesleğimiz tabi ki de yeniden tanımlanmadı. Lakin beklentiler gerçekten çok yüksek ve bu yükseklikte ben haklılık görüyorum. Eğer bu gün çocuklarımız okul ve ders ortamından kaçma eğilimdeyseler bu geldiğimiz noktanın en büyük delilidir.
Meselenin çözümü için nedenleri yazarak başlayabiliriz;
Öğrencilerin; şu anda kendilerine sunulan ders materyalleri ile gerçek hayatın gereksinimleri arasındaki bağı kurmaları zor görülüyor. Bu yüzden öğrenciler iki de bir ‘ne işime yarayacak mantığı kuruyor?’ Bu sorunun cevabının verilmesi gerekiyor. Bu sorunun cevabının bir dersin pratik alandaki uygulaması ile gösterilmesi gerekiyor. Bunu yapmanın yöntemi: öğrencilerin okulda ders uygulamalarında aktif olmasını sağlamaktır. Örneğin üniversitede işletme bölümü okumak isteyen bir öğrenci için lisede matematiğin işletme alanındaki kullanım alanı hakkında bilgi sahibi olması gerekiyor. Yani okul bir üst eğitim kurumunun gereksinimini mevcut derslerin müfredatı içinde vermelidir. Hülasa derslerin neden ve nasılları anlatılmalıdır.
Okulda bilgi ve bilgiye ulaşım yönünde eksiklik olmamalıdır. Okul bu mantıkla dizayn edilmelidir. Bir okulun kütüphanesi okulun uzak köşesinde değil en merkezi yerde olmalıdır. Okul aynı zamanda güncel eğitim, meslek ve gelişim dergilerini takip etmelidir.

Okulun kantini, sportif alanı öğrenciye heyecan katmalıdır. Öğrenci okulda bulunmaktan dolayı mutluysa okul değerlidir. Ki! Günde yaklaşık 10 saatin bir kurumun nitelik zenginliği bu ülke çocukları için elzemdir. 

17 Mayıs 2016 Salı

Güldür Yüzümü


(cotonuma….)

Orda sabahtır. Burda dertler yeni başlıyor.
Bıraktığın yerde tüm eşyalar hem öksüz hem yetim sana ağlıyor.
Gece korkutuyor. Yokluğun üşütüyor.
Tüm mektuplar, şiirler sana ağlıyor.  
‘Anla halimden’, ‘tut elimden’  diyor.

Benimle bu koca şehir sana ağlıyor. 
Giden gençliğim,
Yalnızlığım,
Sarhoşluğum,
Sana ağlıyor.  

Bu nesil kurtulacak!


Allah’ın izniyle bu nesil kurtulacak. Zamanlarını, gençliklerini ve geleceklerini nahoş işlerle ziyan etmeyecekler. Kuytu köşelerde kendilerine kaçış aramayacaklar. Alınları açık, yürekleri cesur olarak hayatın tam da ortasında bulunacaklar ve bizlere İslam’ı, Muhammedi ruhu ve Türklüğü anlatacaklar. Ellerinde ve yüreklerinde Kuran, dillerinde salavat; bilim, sanat ve doğruluk anlatacaklar. İsraftan, paçozluktan ve başıbozukluktan sadece kendilerini değil hepimizi kurtaracaklar.

Batının özgürlük hikâyeleri değil, ibadet ve çalışmak hayat felsefeleri olacak. Fikirden fikire, zikirden zikire, şükürden şüküre yorulmadan koşacaklar. Ya Şafi diyen doktorlar, Ya Kayyum diyen mühendisler, Ya Hak diyen hakimler, Ya Alim diyen öğretmenler olacaklar.

Güzel sözler konuşacaklar. Tüm insanlığı duaya davet edecekler. Ve her daim kendi arkadaşlarıyla birlikte 5 vakit secdede buluşacaklar.

Allah’ın izniyle bu nesil kurtulacak. Bizlere ağlamayı öğretecekler. Bedir’i, Çanakkale’yi, Bosna’yı ve her daim maalesef verdiğimiz şehitlerimizin semada yazılan destanlarını anlatacaklar. Köy köy, okul okul, ev ev, sine sine Allah için yaşamanın ve Allah için ölmenin ne olduğunu anlatacaklar.  




ULAK (3)


Ahmet uyandı. Dün gece ve önceki geceler çok yorucuydu. Düşünce idrakini zorlamış ve başa dönüşler başlı başına bir umutsuzluk girdabı oluşturmuştu. Yolun yarısındaydı. Devamını tek başına yürüyecekti.

Sabahın ilk ışıklarıyla kitabını araladı. ‘Hayat’ kelimesini gördü.

Hayat bir varlığa girdiği vakit onu cüzden alıp bir süreye kadar küllde gezdirir. İnsana tek ‘bir’ fırsat verilir.

Ona denir ki: gözlerini aç ve şu muhteşem kâinatı seyret. Seyret ki bu kâinatın sahibini tanı. Tanı ki O’na hürmet et. O’na hürmet et ki O’nun daimi saraylarına layık ol. Ol ki gerçek değerini bul. Bul ki aşkı tat.

Hayatın içinde O’nu tanımak için O’nun İsimlerinin birden çok dalı vardır. İnsan hangi dala tutunsa felaha erer. Ferd, Hay, Kayyum, Hakem, Adl ve Kuddüs O’nun İsimlerindendir.

Şimdi gel ey fani, gel ey aciz, gel ey fakir. Gücünün yokluğunu, arzularının ise sonsuzluğunu, idrakinin kıtlığını, imtihanının ise zorluğunu hala anlamadın mı? Ömrün bittiğini, firakın yaklaştığını ve geçici olan her şeyin boşluğunu henüz anlamadın mı? İşin, stresin, kazanmanın ve boş münakaşaların seni oyaladığını daha bilmedin mi?

Eğer içinde bir parça feraset kaldıysa; kendine günlük bir zikir bul ve hem kalbin huzura ersin hem de şuurun safileşsin. Doğru bir fikir bul ve hem hayatın istikamete girsin hem de ziyan olmasın. Son olarak da bitmez bir şükür bul, kanaatın rahmeti ile varlığın bereketlensin.

O ne güzel vekildir.

Bu dünyadan ne Ulaklar geçti! Her birisi çığlık çığlığa O’nu anlattı. Onlara ses verelim. Tövbe kapısından girelim ve terhisat zamanına kadar sabırla bekleyelim. Allah sabredenlerle birliktedir.


Ahmet ‘Haydi Bismillah.’ Dedi ve tekrar yola çıktı.  

Turgay URGUR

Yaz gitsin, karala gitsin yılmaz özdil.


Öncelikle kronoloji  tutan bir ekibiniz olacak. Ya da hemencecik kişinin geçmişiyle ilgili bilgileri toparlayacaksınız. 

Sonrasında iş kolay. Paragrafları dolduracaksın.

Şurda doğmuştu.
Bunları bunları yaptı.
Olmadı oraya gitti.
Tutturamadı.
Yan yattı.
Çamura battı.  
İlkti.
Sondu.
Çarttı. Çurttu.
İyiydi. Kötüye döndü. Kötüydü. Bunalıma girdi.  
Madalya taktılar. Hamıdınla götürdüler.
Çok sevmişlerdi. Az vermişlerdi.
Konfeti ile karşılamışlardı. 1 numaralı adamlarıydı, 10 numara oldu.

Böyle bir tarzınız olacak.

Ve işin finalinde……

Olayı Ak partiye ve Ak partiye oy verenlere bağlayacaksın.  
Oh ne güzel. Oldu da bitti. Yazdı.
Okusunlar artık…….



16 Mayıs 2016 Pazartesi

Malum nikah

Sümeyye Erdoğan nikâhlandı. Hayırlı olsun.

Kenan İmirzalıoğu da nikâhlandı. O da hayırlı olsun.

Memleketin her yerinde yazla beraber düğünler, nikâhlar oluyor. Olacak. Tümden hayırlı olsun.

Malum herkes bütçesine, mevkisine ve en önemlisi de isteğine göre düğünler yapar.
Buraya kadar sıkıntı yoksa soru şudur: kimseye başkasının ne yaptığı veya nasıl yaptığı sorulmayacak. Keyfimize göre düğün, dernek yaparken güzeldi de başkaları yapınca mı dert oldu? Bizim düğün, dernek zamanı dünya cennetten bir parça mıydı?

Düğün, dernek konuşmak için, yazı ve manşet atmak için bahane dostlar. Herkes, hepimiz Allah aşkına kendimize bakalım. İnsanlığımız ne halde? Ne haldeyiz?
·            *    *

Turgay Urgur

12 Mayıs 2016 Perşembe

Saat (2)


Aşka daha çok var, çalma.
Dur. Ve zaman dursun,
Gençliğimden alma.

Eğer o giderse, geri kalma.
Geç. Ve ömür geçsin.
Üzülürüm sanma.

Fırtınanlar kopuyor, tik tak ne ki?
Beynimde zonklasanda,
Kendini ondan daha mühim sanma.

Sen 24 ün içinde dönedur,
Bil ki! Kâinat sana da güler,
Bedenden toprağa,
Topraktan bedene dönüşler esastır.
Asıl iş senin önünde durmak değil,
Seni umursamamaktır.
Yaşamasını bilene,
Her yaş, her an güzel.
Sana meydan okuyana,
Son nefes güzel.


Turgay  Urgur

10 Mayıs 2016 Salı

Bediüzzamanın’ın mirası


O, asrın İslam diyalektik abidesi, her türlü mücadelenin en iyi örneği, ‘hayatı adamanın’ ispatlı numunesidir.

Onu okumak insana vizyon kazandırır. Onu yazmak insanın ruhunu genişletir. Onun eserlerini düşünen hayatı yorumlama güçlüğü çekmez. Onun kitaplarını kendisine rehber edinen kendisini anlamlandırır. Sabır, irade, ihtiyar, tevekkül, azim, dayanışma ve hepsinin hulasası kulluk onun kelimeleri ile tanımlanır. Onun cümleleri insana muhkem bir benlik kazandırır.

Onu okumak Allah, Kuran ve Peygamber Sevgisine atılan aciz, fakir, kendi nefsince bir adımdır.

Onu irdeleyen cerbezeden, lafızperestlikten, israftan, ribadan, batılı tasvirden uzak kalmaya çalışır.

Lakin bu gün Bediüzzaman’ın bu değerli mirasının kıymetinin bilinmediğini görmekteyiz. Her bir risale grubu kendi kabuğuna çekilmiş ve onun cesaret dolu girişkenliğinden uzak bir hale bürünmüştür. Öğrencilerden, annelerden, esnaflardan, akademik sahalardan ve toplumun tüm diğer gruplarından uzak bir şekilde öz-eleştiriden mahrum yöntemlerle kendi kendilerine vakit geçirmektedirler.

Üzülüyorum.

Risale demek; gençleri anlamak - onları kazanmak demektir. (Gençlik Rehberinde izahı bulunduğu gibi…) 365 günün neresinde gençlerin derdine ÇARE ARAYAN bir risale grubu var? Bugün en iyi okullarda bile gençler Deniz Gezmiş’lerin, batılı saçma sapan yazarların kitaplarıyla buluşuyor. Hangi cemaat grubunun üyeleri okullarda öğrencileri takip ediyor. Bediüzzaman hocaları değil fenleri dinleyin demişti. Onlar size Halık’ınızı anlatır demişti. Hangi grubun mensupları çocukların fen dersleri, sosyal gelişimleri, güçlü iradeleriyle uğraşıyor?  

Risale demek; yeni yöntemlere açık olmaktır. (Muhakematta anlatıldığı gibi)

Öz- eleştiriye ve dıştan gelen beklentilere açık olmaktır. Çünkü herkesin kendi nefsinin en muhtaç olduğu gibi.)


Lütfen lütfen.  Siz frengi okumuyorsunuz ama Risaleyi de maalesef Pazartesi-Perşembenin dışına ÇIKARAMIYORSUNUZ.  Kafelere bakın. Üstünüze almadığınız her soruya cevap verme kolaycılığından lütfen sıyrılın. Eğer mesele gençlikse, İslamsa, doğruluksa; hodri meydan. Konuşmaya açık olun.  

Doğu illerine üniversite kurulmasını isteyen ve ilim meclisleri taraftarı olan Üstad’ın talebeleri olduklarını iddia edenler doğru dürüst ana-okulu, lise bile kuramadılar. Bugün eğitim sistemimiz hala batılı düşünceleri takip ediyor. Bırakın modern eğitim kurumlarını kendi aralarında bile kollektiviteyi tesis edemediler. Kainattaki tesanüd okundu, hafta hafta takip edildi ama insanlar arasındaki birliktelik gayretine girilmedi.

Neden böyle?

En büyük etken; dışa kapalılık. Aksiyondan uzak kalma kolaycılığı ve eleştiri kültürünün oluşmaması. Küçük meşrepler kendi yorumlarını asıl doğru kabul ettiler ve kendilerine yöneltilen soruları kendi sistemleri içinde cevaplandırdılar. Bundan dolayı risale sohbetlerinde kendi tarzlarının dışında başka bir konuya, alana, meseleye girilmez. Sosyal hayata dair hiçbir konuya değinilmez. Örneğin aile, çocuk eğitimi, güncel bilim, güncel sanat asla tartışılmaz. Yani sohbetteki kişi ile normal hayattaki kişilik farklılık oluşturur. Sohbetteki hayat ile gerçek hayat aynı değildir. İnsan manevi hayata ait yaşadıklarını sohbet anında yaşar ve orada bitirir. Mesela cenabı Allah’ın Rahman, Rahim , Adl, Alim isimlerini sohbet anında didik didik edenler, gerçek hayatta iş ilim vermeye, düşünce vermeye, adalet vermeye gelince yoktur. Meselanın meselası; risale okutanların öğrencilerimiz Hakim olsun diye bir kaygısı yoktur. Ama Hakim bizden olsun isterler. Ya Şafi ismini okuyanların, öğrencilerimiz doktor olsun kaygısı taşımadığı gibi. Ama doktor bizden olsun isterler. Kayyum ismini okuyanların, okutanların, yazdıranların, ezberletenlerin; öğrencilerimiz girişimci olsun demedikleri gibi. Ama siyasetçi onların isteklerini verince sevinirler.

Üzülüyorum. Bu konuya-konulara hiçbir risale mensubu girmez. Bu tür konuları YOK SAYARLAR.

Üstadın mirası şimdiki gruplar tarafından paylaşıldı. Herkes eseri sadece kendi kurtuluşu için inceledi. Kendi yöntemini yüceltti. Ve birilerinin kendiliğinden (teşekkele bi nefsihi) kitaplarla buluşmasını bekliyorlar. Bak ey gafil, şu koca kainatta hiç tesadüf var mı?  



ZAMAN DURSA

  Bu Cumartesi çok sevdiğim şarkıcının yeni kaseti çıksa, Alacağım gömlek için kalan eksik tamamlansa, Mesut Hocanın biyoloji sınavı kopya i...