13 Mart 2026 Cuma

RAMAZAN (2)

 Ramazan, namaz, oruç, zekat, iftar üzerinden açılan polemikler, tartışmalar hiç kimseye bir fayda sağlamaz.

🌹Kimin ne niyetle bir şeyi yaptığını sadece Allah bilir.
🌹Kula düşen yapılan güzellikleri takdir etmek ve kusurları görmezden gelmektir.
🌹Her konuda olduğu gibi bu konuda da Peygamber Efendimizin nezaketini, olumlu yaklaşımını, teşviğini kendimize rehber edinmeliyiz.
🌹Başkalarının kusurlarını görme noktasında dedektif olmak yerine kendi hatalarımızı düzeltme konusunda örnek bir kul olmalıyız.
🌹Enerjimizi; bölgemizin, memleketimizin imarına, güzelleştirilmesine, bilakis gençlerimize ayırmalıyız.
🌹Bu alanda ( dini bilgi) ehil olanların da toplumu birleştirme, tatlı dili muhafaza etme gibi konularda rehberliğinin, bilgilendirmelerinin, hatırlatmalarının çok önemli olduğunu düşünüyorum.
🌹İyi niyet, güzel söz, temizlik, sadelik, paylaşma merkezli bir yaklaşım dileklerimle hayırlı ramazanlar diliyorum.
Turgay Urgur

RAMAZAN (1)

 Huzuru tesis eden, basit ama etkisi büyük davranışlar;

Selamlaşma,
Helalleşme,
Helali ve haramı bilme,
Affedebilme,
Mahcup edecek işlerden uzak durma,
Sadeleşme,
Paylaşabilme,
Kanaatkarlık,
İyi niyet,
İstişare,
Kolektif şuur ve kolektif hareket.
* *
Zamana ne dur ne de bekle diyebiliyoruz. Bizi bir bilinene doğru götürüyor. Evet evet şaşırmayalım ‘bilinene’ doğru götürüyor. Kitaplar, Peygamberler hepsi de bildirdi. Sadece bilmezden gelmek istiyoruz. İnsan zamana ‘dur’ diyemiyor ama onu güzel yaşayabiliyor. Onu güzelleştirebiliyor.
* *
Bölgemizde yaşananlara Türkiye’nin olduğu konumdan bakarsak; coğrafyanın kader olmadığını, kaderin külli irade ile cüzi iradenin insanda var olmuş nihai bir hali olduğunu çok iyi görmüş olduk. Geçen yıllardaki her türlü hazırlığın artısını görmek isteyenler görüyor, hissetmek ve yaşamak isteyenler yaşıyor. Eleştirme hakkını kullanmak isteyenler de eleştiriyor. Lakin ortada takdir edilmesi gereken askeri bir başarı da güneş gibi, ay gibi duruyor. Bu ‘huzur, güven ve sukunet normalini’ yaşamak ve sürdürülebilir kılmak kolay değil. Detaylarda sorunlar var ama günün sonunda büyük resme baktığımızda hamd edilecek çok şey var.
* *
Birlik ve beraberliğe hayatın her alanında ihtiyaç duyuyoruz. Aile, okul, sokak, iş yeri, ilçe, şehir, ülke ve bölge olarak her geçen gün bu ihtiyacın önemi artıyor. Bir olmak makulde buluşmayı gerektirir. En doğruya giden yol öncelikle makuller için fedakarlık yapmayı gerektiriyor.
* *
En’leri terk etmek insana iyi geliyor. En pahalı, en lüks, en hızlı, en güçlü, en çok konuşan, en’ler - en’ler …. Sonunun gelmemesi fıtratında olan en’ler. En’ler insanı yorar. Yanlızlaştırır. Hasta eder. Asıl ihtiyacımız: ilim ve dua ile tevekkül.
* *
Ümitlerimi Hakka bağladım. Kafam rahat, vicdanım sakin ve ruhum dinlenmiş bir halde izliyorum. O’nun vereceklerini bekliyorum. Bu bekleyiş bile başlı başına mucizevi bir nimet. Ölüm de bu bekleyişin içinde. Her şey yolunda, O’nun yolunda. Yolcuya düşen yoldan ayrılmamak.
Hayırlı Ramazanlar
Turgay Urgur

20 Aralık 2025 Cumartesi

YOLCU 9

 


-Hey yolcu! İnsan bu merdivenlerde en çok neyin özlemini çeker?   

-Vefa. 


-Kimden? 

-Vefalı olduklarından. 


-Ya olmazsa? 

-Olmayabilir. Olmaz. Sadece özlemini çeker. 


-Ne demek bu şimdi? 

-Kişisel bir hak. 


-Peki bu işler neden böyle? 

-Tercih. Herkesin kendi tercihi. 

Marketten makarnayı alırken çubuk veya kıvırcık seçmek gibi. Herkes istediğini seçer. Sevmek, beğenmek, özlem duymak, kıskanmak, paylaşabilmek bunların hepsi tercih. Hem de bilinçli tercihler.


-Bu tercihler değişmez mi? 

-Çok zor. 


-Neden zor ki? 

-Çünkü işin içinde geçmiş var. 


-Geçmiş mi? 

-Evet. Kişinin geçmişi var. Nasıl ki kimse geçmişini değiştiremiyor. Geçmişten gelen tercihlerini de değiştiremiyor. 


-Bu o zaman öğrenilen bir şey değil. Yani insan; sevmeyi, hakperest olmayı, cömertliği öğrenemiyor. 


-Tam da öyle değil. 


-Ya nasıl? 


-İnsan o dediklerini bazen deniyor. Ama bu sırıtan bir taklitten ibaret. 


-Ciddi olamazsın. 


-Verebilen, paylaşabilen, samimi olan zaten geçmişinde bu potansiyele sahip kişidir. Belki sadece gerçekleştirememiştir. İleriki yaşlarda eline imkan geçince bunu yapmıştır. Yani: o zaten geçmişte imkanı olsaydı yine verebilecek, sevebilecek, paylaşabilecek olandır. 


-Bu ‘değişememe’ konusunda kararlı mısın? 


-Gayet kararlıyım. İstersen bunu görmek istersen toplumun içindeki yakınlığı olan kişilere bir bak. Çünkü bu konudaki en can alıcı örnek onlardır. 


-Ya kişi ben değiştim falan diyorsa. 

-Çok sinsi bir plan yürütüyordur. 


-Bugün beni çok şaşırttın? 

-Şaşırma! Biraz klasikleri oku. 


-Şimdi durduk yere klasiklere nasıl geçtin? Üstelik kimin klasiğini. 


-Fark etmez. Hepsi aynı yere çıkar. Yunan mitolojisi de, Rus klasikleri de, İlahi Komedya da, Kafka da. 


-Peki insanlar bazen dinlerini falan değiştiyor.Hatta dine,imana geliyor. Ya da tersi oluyor. 


-Değişmiyor. Özüne dönüyor özüne. 


-Özüm ne ki? 


-Öz yalnız kaldığındaki sendir. 


-Neyin yalnızlığı? 

-Ruhun. 


-Ruh ne zaman yalnız kalır. 

-En kalabalıklarda. 


-Kalabalıklarda mı? 

- Evet. İnziva teoridir. Şehir pratik. Yanlızlık kondisyondur, kalabalık maç. Ruh sadece zorlandığında, mücadele ettiğinde kendini bulur. Savaş öncesi hazırlık anında herkes ‘ben de varım.’ der ama asıl neferleri savaşın en kızgın anında görürsün. Onun için zorluk yaşamayan, çalışmak zorunda kalmayan kimse ‘ben oldum’, ‘ben piştim’ demesin. 


-Üf yaaaa. Kafam allak bullak oldu. 

-Biraz ara verelim. 


-İyi olur. Ara vermek insana iyi gelir. Hem belki de bu merdivenden evin içine de gireriz. Elbette ev sahibi davet ederse. 


( Devam edecek….) 


Turgay Urgur

BU CUMARTESİ



İnsan belirli yaştan sonra kullanmadığı ne varsa atmak istiyor. Geçmişteki değeri ne olursa olsun hızlı adımlarla, gerekirse vicdanının ağzını kapatarak en yakın çöplüğe onu atmak istiyor. Eski bir sandalye, isteyerek alınmış bir kolye, çok sevilen bir gömlek. Neyse işte. Atıp kurtulmak istiyor. Bu belki de kalbin çok istediği bir şey değil ama zaman insana bunu zorla yaptırıyor. Maalesef bu durum duygular için de geçerli. Kullanılmayan veya bir daha kullanılmak istenmeyen duygular atılmayı bekliyor. SORUN NE biliyor musunuz? Nereye atılacaklar? 


*   *


Zor günlerden geçiyoruz. 


Bu ‘zorluk’ bazımızı hem maddi hem de manevi olarak etkiliyor. 


Gün oluyor bu iki (maddi-manevi) zorluk adeta bir birinin ateşine odun taşıyor. Maddi zorluklar kapıda zaten hazır bekleyen manevi sıkıntıları da içeri alıyor. 


Her insan farklı alanlarda zorluğu yaşar.


İnsanın hayatını ‘bu zorluklar’ garip bir şekilde bazen, kimilerine göre çoğu zaman olumlu da etkiler. 


‘Ben zorlanmadım.’ diyen de pek duyulmaz. Hatta iş konuşmaya gelince ‘geçmiş zorluklar’ bir başka anlatılır. 


Tabi yazıya ‘Zor günlerden geçiyoruz.’ diye başlayınca, ‘Hayırdır derdin ne ki?’ ‘Yine ne oldu?’ ‘Aman seninkiside dert mi be?’ sözleri kulaklarını çınlatıveriyor. 


Şükür. Sonsuz şükür. Dünyadaki; türlü türlü, kimi zaman hastalıklı kimi zaman ölümlü dertlere bakınca gerçekten de ‘Benim derdimin ne ehemmiyeti var.’ diyorum/z. Hemen yakınımızdaki savaşlar, öncelikle kadınların ve çocukların vefatı insanım diyen herkesi üzüyor. 


Gerçekten ve en içten halimizle bulunduğumuz duruma binlerce şükür. 


Allah şükrünüzü arttırırsanız nimetimi arttırırım diyor. 


Hâl böyleyken. ‘Zorluk nerede?’ değil mi? 


Konuya girmek bu kadar ‘zor’ ise konudan çıkmak nasıl olacak ki? 


Bir cumartesi yazısının kısa olmasını beklemiyorsunuz sanırım. Hazır çaydanlıklar doluyken ve kendimize ayıracak saatlerimiz halâ varken uzun zamanı kısa bir yazıyla örselemek olmaz diye düşünüyorum. 


Her neyse usuldan konuya gireyim. Hafta sonu planlarını geciktirmek iyi olmaz. Konuya tam girecekken yazımın yarın kalmasına da gönlüm hiç elvermez. 


Zor günler dediğim: kültürel zorluk. 


Hiç yaşamamamız gereken bir hayatı, bir günü, bir anı yaşamaya zorlanıyoruz. 


İstemediğimiz ekranlara, tarzımız dışındaki garip şeylere; kısacası bizimle uzaktan yakından ilgisi olmayan her şeye zorlanıyoruz. Zorlandık. YOKSA ‘bu kültürel zorbalığa’ alışmaya mı başladık? Hani medeniyet? Hani maneviyat? Suçlu kim? 


*  * 

“Eğer Danae tunç bir kuleye kapatılmasaydı,

Danae’nin hiçbir zaman Jupiter’den çocuğu olmayacaktı” (Ovidius, Amores, II, XIX, 27) Mücadele olacak ki ortaya Hak namına güzel bir ürün çıksın. İnsanı şereflendirsin. İyi niyetle başlayan mücadeleler elbette neticeye


*   *   


İyi niyet. İyi niyet. İnsanı huzura boğan fıtri güç. Kolay, masrafsız ve etkili. Gücünü Rahmandan alan bir cümle ‘Bismillah’ . Kulun elindeki anahtar. 


*   *


Şimdi yine çalışma zamanı. Okuma, düşünme ve paylaşma zamanı. Hepinize güzel hafta sonları diliyorum. 


Turgay Urgur

7 Aralık 2025 Pazar

Yolcu 9



-Hey yolcu! İnsan bu merdivenlerde en çok neyin özlemini çeker?   

-Vefa. 


-Kimden? 

-Vefalı olduklarından. 


-Ya olmazsa? 

-Olmayabilir. Olmaz. Sadece özlemini çeker. 


-Ne demek bu şimdi? 

-Kişisel bir hak. 


-Peki bu işler neden böyle? 

-Tercih. Herkesin kendi tercihi. 

Marketten makarnayı alırken çubuk veya kıvırcık seçmek gibi. Herkes istediğini seçer. Sevmek, beğenmek, özlem duymak, kıskanmak, paylaşabilmek bunların hepsi tercih. Hem de bilinçli tercihler.


-Bu tercihler değişmez mi? 

-Çok zor. 


-Neden zor ki? 

-Çünkü işin içinde geçmiş var. 


-Geçmiş mi? 

-Evet. Kişinin geçmişi var. Nasıl ki kimse geçmişini değiştiremiyor. Geçmişten gelen tercihlerini de değiştiremiyor. 


-Bu o zaman öğrenilen bir şey değil. Yani insan; sevmeyi, hakperest olmayı, cömertliği öğrenemiyor. 


-Tam da öyle değil. 


-Ya nasıl? 


-İnsan o dediklerini bazen deniyor. Ama bu sırıtan bir taklitten ibaret. 


-Ciddi olamazsın. 


-Verebilen, paylaşabilen, samimi olan zaten geçmişinde bu potansiyele sahip kişidir. Belki sadece gerçekleştirememiştir. İleriki yaşlarda eline imkan geçince bunu yapmıştır. Yani: o zaten geçmişte imkanı olsaydı yine verebilecek, sevebilecek, paylaşabilecek olandır. 


-Bu ‘değişememe’ konusunda kararlı mısın? 


-Gayet kararlıyım. İstersen bunu görmek istersen toplumun içindeki yakınlığı olan kişilere bir bak. Çünkü bu konudaki en can alıcı örnek onlardır. 


-Ya kişi ben değiştim falan diyorsa. 

-Çok sinsi bir plan yürütüyordur. 


-Bugün beni çok şaşırttın? 

-Şaşırma! Biraz klasikleri oku. 


-Şimdi durduk yere klasiklere nasıl geçtin? Üstelik kimin klasiğini. 


-Fark etmez. Hepsi aynı yere çıkar. Yunan mitolojisi de, Rus klasikleri de, İlahi Komedya da, Kafka da. 


-Peki insanlar bazen dinlerini falan değiştiyor.Hatta dine,imana geliyor. Ya da tersi oluyor. 


-Değişmiyor. Özüne dönüyor özüne. 


-Özüm ne ki? 


-Öz yalnız kaldığındaki sendir. 


-Neyin yalnızlığı? 

-Ruhun. 


-Ruh ne zaman yalnız kalır. 

-En kalabalıklarda. 


-Kalabalıklarda mı? 

- Evet. İnziva teoridir. Şehir pratik. Yanlızlık kondisyondur, kalabalık maç. Ruh sadece zorlandığında, mücadele ettiğinde kendini bulur. Savaş öncesi hazırlık anında herkes ‘ben de varım.’ der ama asıl neferleri savaşın en kızgın anında görürsün. Onun için zorluk yaşamayan, çalışmak zorunda kalmayan kimse ‘ben oldum’, ‘ben piştim’ demesin. 


-Üf yaaaa. Kafam allak bullak oldu. 

-Biraz ara verelim. 


-İyi olur. Ara vermek insana iyi gelir. Hem belki de bu merdivenden evin içine de gireriz. Elbette ev sahibi davet ederse. 


( Devam edecek….) 


Turgay Urgur

21 Ekim 2025 Salı

HAYAT (7) /

Ah hayat! Sen ne güzel bir hediyesin.
Gündüzüyle, gecesiyle, kışın karı yazın güneşi ile ne de güzelsin.
Soframızda binbir türlü nimetle,
Dilimizde sohbetleri ile,
Uçan kuşlar, uçuşan hayaller ile,
Denizde balıklar, gökte yıldızlar ile bize en güzel hediyesin.
Hasrette ve vuslatta türlü türlü hisler ile,
Kimi zaman hüznü kimi zaman sevinci haykıran gözyaşları ile çok güzelsin. Çok.
Vefalı, kibar dostlar ile;
Ocakta ana, baba, kardeş ile,
Kucakta bebekler,
Bir yastıkta eşler ile Allah’ın biz kullarına verdiği değersin.
Hayat! biliyoruz sen sonsuzsun çünkü inanıyoruz,
Bizi ara ara zorlarsın, ölçer biçersin, varlıkla ve yoklukla imtihan edersin çünkü her şey gibi sen de O’nun emrindesin.
Hayat! iyi günde kötü günde sana en çok sabır yakışıyor. Dua, ilim ve tevekkül yakışıyor.
Unutmadan hemen yazayım helal olan her şey sana yakışıyor.
Ey hayat! Seni hep kıskandım. Sen alemlere rahmet Hz. Muhammet ile şereflendin.
Kullarını buradan, fanilikten huzur-u Rahmana alıp alıp götürürsün. İşte bu yüzden başımın tacısın. Ağzımın tadısın. İşte bu yüzden seni haramla bozamam. Kadrini, kıymetini bilmek isterim. Sırat-ı müstakimde elif gibi dim dik olmak isterim. Bir secdede uyuyakalmak, O’nun sancağında yeniden uyanmak isterim.
Seni bize veren Rabbimize şükürler olsun.
Sabır, dua ve güzel söz ile hoşçakalın.
Turgay Urgur

İHTİYAÇ VAR


Dinlendiren bir sohbete, sakin bir mekana, güvenebileceğimiz dostlara ihtiyaç var.
Yüksek sesten uzak, şikayetin olmadığı, karşılıklı bir muhabbete ihtiyaç var.
İçinde siyaset, ticaret, para, alınanın-satılanın, birileri için moda olanın konuşulmadığı bir sohbete ihtiyaç var.
Biliyorum, savaşlar ve felaketler çağında çok zor ama ruhumuzu dikkate alan bir zaman dilimine çok ihtiyacımız var.

Yolcu 14


-İnsana ne yakışır?
- Kur’ân misali hakikatli bir halâvet yakışır. Halâvet tatlılık demek. Kur’ânda tekrarlar vardır. Ama bu insanı usandırmaz. İnsan da sabaha, güne, söze, içtimai hayata dair çoğu şeyi tekrar eder. Bu tekrarın usandırmaması lazım bilakis insanın hem kendine hem de dışına hoş gelmesi gerekiyor.
-Bu nasıl olur ki?
-Tatlı dille, Peygamberi bir ağızla, helâl konuşan bir dille. Rehberimiz Allah’a layık bir kul olmak için ne gerekiyorsa hepsini bize öğretti ve öğretiyor. Kur’ândaki garabet ( orijinallik ) insana ilham olmalı.
-Yani hayatı onunla donatacak…
-Evet. Böylece ruh, kalp, akıl, şahsi hayat, nefis huzur bulacak. Birey, aile, toplum, koskoca bir Millet felaha erecek. Kalbi tasfiye eden( arındıran) Kur’ân, akla istikamet veren Kur’ân, ruha inkişaf veren Kur’ân, insanı terbiye eden Kur’ân. İnsan onsuz yaşayamayaz.
-Yolcu. Zaman çok hızlı değil mi?
-Olması gerektiği hızda. Onun mühim bir vazifesi var. Zaman bizi buradan sonsuzluğa alıp götüren bir binek. İşini çok iyi yapıyor. Şükürler olsun. “İnsana zaman dursun mu? Yoksa devam etsin mi ?” diye sorulsaydı. İnsan zamanın işine hiç karışmazdı. Madem sen beni Yaratıcıma götürüyorsun haydi bir an evvel gidelim derdi.
-Yolcu sana bundan dolayı mı yolcu diyorlar?
-:) Herhalde öyledir. Durmak yok, durmaya gerek de yok.
-Seni yine alıkoydum.
-Yok yok kimse kimseyi alıkoymadı. Bak ! Gün bizi aldı ve yeni bir günün eline teslim etti. Şükürler olsun. Allah hamd eden diller, veren eller, hakkı hakikati gören gözler, helal konuşan diller nasip eylesin.
-Hadi selametle.
-Allah’a emanet ol.
TURGAY URGUR

Pazar notları 2025


Sadelik arıyoruz. Evimizde, iş yerimizde, düşüncemizde, sözümüzde yani kısacası her halimizde sadelik arıyoruz. Doğru. Belki aramaya yeni yeni başladık ama epey bir istekliyiz.
Nedeni gayet basit.
Çünkü büyük bir çoğunluğumuz karmaşadan, hızdan ve de fazlalıklardan yoruldu. Bunların arasında kendimizi kaybettiğimizi geç de olsa fark ettik.
Sadelik derken; herhalde en önce geleni düşünce ve duygu sadeliği. Düşünmeye zorlandıklarımız iradelerimizi yordu, duygularımızın adeta hormonlu hale gelmesi değer yargılarımızı örseledi.
Son yıllarda maruz kaldığımız bilgi yoğunluğu zihinlerimizi asıl meselelerden uzaklaştırdı.
Birden şunu fark ettik: sevdiklerimizi ve kendimizi yıllardır ihmal etmişiz. Peki ne uğruna, ne için? Bizden olmayan, bize dönmeyen fazlalıklar için.
Sadeleşmemiz iyi gelecek. Böylece kendimize, ailelerimize daha nitelikli zaman ayıracağız. Onların ve tabiatın varlığının değerini yeniden keşfedeceğiz. Kanal kanal gezmek yerine, eşimizle iki basit cümlenin içinde kaybolacağız. Cümleler basit olunca, o cümlelerin içinden çıkmak insanı yormayacak. Hayatın kısalığı gibi çoğu şey kısa ve öz olacak ki tadı damaklarımızda kalacak. Ve uyurken, dalarken bom boş bir zihinle adeta gökyüzüne uçuveren balon 🎈 misali yeryüzünden uzaklaşacağız. Sabah kahvaltı sade olacak, gazetenin bir sayfası yetecek de artacak, selam sade, kelam sade olacak. Yorulmadan ve kimseyi yormadan gün biterken vicdan bu sadelikte kendine iş bulamayacak. Akabinde kalp ve ruh huzur bulacak.
Ne dersiniz? Sizce de sadelik iyi gelecek mi?
Sade kalalım,
Allah’a emanet olalım.
Turgay Urgur

3 Eylül 2025 Çarşamba

2025 Açılış Konuşmam

 İnsan neyi özler? Sevgiyi, huzuru, barışı, başarıyı, umudu özler. Bunun en doğru yerlerinden birisi Siz sevgili çalışkan, dürüst ve güzel ahlaklı gençlerimizin olduğu okullarımızdır. 

Bu şanlı bayrak hepimize emanet, bu cennet vatan, Cumhuriyet, aydınlık bir gelecek hepimize emanet. Zamanı, gençliği, sağlıyı en üst düzey verimliliklerde kullanarak bu emanetleri layıkıyla koruyacağınıza olan güvenimiz tam. 

Size çok ama çok teşekkürler. Okulumuzu koruduğunuz için, bir birinizi çok sevdiğiniz için ve gelecek hayallerinizi gerçekleştirmek için durmadan, yılmadan çalıştığınız için çok teşekkürler. 

Bir işten yorulunca diğerine koşarız, iyi günde kötü günde birlik oluruz, bir gün gerekirse vatan için canımızı veririz çünkü bizler ve sizler




ZAMAN DURSA

  Bu Cumartesi çok sevdiğim şarkıcının yeni kaseti çıksa, Alacağım gömlek için kalan eksik tamamlansa, Mesut Hocanın biyoloji sınavı kopya i...